Narcissus, ormanlarda dolaşan ve güzelliğiyle dillerde olan genç bir avcıydı. Onu gören herkes hayranlıkla bakar ama o kimseye dönüp bakmazdı; yalnızca kendi varlığının farkında olan, başkasını görmeyen biriydi. Ormanda yaşayan Echo ise onu uzaktan izlerdi. Konuşmak isterdi ama laneti yüzünden yalnızca başkalarının son sözlerini tekrar edebilirdi; kendi sesine sahip değildi, başkasının sesinde var olabiliyordu. Bir gün Narcissus su kenarına eğildi ve suyun içinde gördüğü yüz onu büyüledi. O kadar güzeldi ki kendi nefesinin varlığını unuttu. Echo uzaktan onun sesini yankıladı; Narcissus ise ne yankıyı duyabildi ne de karşısındaki görüntünün bir yansıma olduğunu fark etti. Echo sesini kaybettikçe silindi, Narcissus ise bakışını ayıramadıkça orada kaldı. İkisi de ulaşamadıkları bir şeye tutunarak yok oldular; Echo günden güne eriyerek öldü, bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise yankılara dönüştü. Narcissus ise öldükten sonra nergis çiçeğine dönüştü. Bu masal, karşılaşamayan iki benliğin hikâyesidir: Echo başkasında var olmaya çalışırken, Narcissus kendi görüntüsünde kaybolur.
Narcissus sudaki yansımayı kendisi sandı ve ona ulaşmaya çalışırken orada kaldı; insan kendini bir görüntüye indirgediğinde benliğiyle bağını koparır. Koleksiyon, görülme arzusuyla öz benlik arasındaki o kırılgan çizgiyi anlatır. Narcissus hikâyesi, kendine hayranlık değil bir kendilik yanılgısıdır; yansıma benliğin yerine geçtiğinde kişi kendini tanımayı bırakır. Koleksiyon, modern çağın aynalarında kaybolan kimlikleri ve gerçek benliğe duyulan ihtiyacı anlatır.

Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.